İçeriğe geç
N A V O H I

İpek Yolu, hâlâ nefes alıyor

Türk Dünyası

Türk dünyası düzinelerce ulus ve üç bin yıllık tarihe yayılır. Altısıyla başlıyoruz — Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan. Bitirmedik.

Türk Dünyası
Hafize Kaya

Türkiye

Hafize Kaya

Hafize Kaya, Osmanlı döneminde baskılı kumaşlarda kraliyet tekeline sahip olan Tokat’tan üçüncü kuşak bir yazma ustasıdır.

Sanatçıyla Tanışın →
Narmin Hasanova

Azerbaycan

Narmin Hasanova

Şeki’den dördüncü kuşak bir kelaghayi zanaatçârı olan Narmin Hasanova, Azerbaycan’ın UNESCO tarafından tanınan ipek boyama geleneğinin son u

Sanatçıyla Tanışın →
Dilnoza Yusupova

Özbekistan

Dilnoza Yusupova

Semerkant’ın Registan’ının gölgesinde doğan Dilnoza Yusupova, İslam geometrik çini işçiliğinin matematiksel mükemmeliyetini yansıtan desenle

Sanatçıyla Tanışın →
Aizat Bekova

Kazakistan

Aizat Bekova

Almatı merkezli Aizat Bekova, Kazak bozkırının göçebe geleneklerini çağdaş minimalist bir duyarlılıkla birleştiren desenler yaratıyor.

Sanatçıyla Tanışın →
Ainur Mamytova

Kırgızistan

Ainur Mamytova

Kırgızistan’ın Tian Shan dağlarından Ainur Mamytova, şırdak ustasıdır.

Sanatçıyla Tanışın →
Ogulgerek Annayeva

Türkmenistan

Ogulgerek Annayeva

Ogulgerek Annayeva, desenleri kadınlar aracılığıyla nesilden nesile aktarılmış bir Türkmen halı dokuyucuları ailesinden geliyor.

Sanatçıyla Tanışın →
Hafize Kaya

Hafize Kaya

Hafize Kaya, Osmanlı döneminde baskılı kumaşlarda kraliyet tekeline sahip olan Tokat’tan üçüncü kuşak bir yazma ustasıdır.

Profili Görüntüle →

Burada bölge ne demek

Sanatçılar ipeğin yapıldığı yere göre değil, çizimi nereden aldıklarına göre gruplanıyor. Bu sayfadaki her parça aynı yerde boyandı — Azerbaycan’ın kuzeybatısındaki Şeki — çizim hangi bölgeden çıkmış olursa olsun. Bölge, desenin kökeni; kumaşın değil.

Bütün kurgu bu ayrımın üstünde duruyor. Bir çizim yol alıyor: gönderiliyor, konuşuluyor, bir kalıba dayanacak biçimde yeniden çiziliyor, armuda ya da cevize oyuluyor, sıcak balmumuyla basılıyor ve bitkisel renkte boyanıyor. Sonunda varan şey aynı anda iki yeri taşıyor ve parça Azerice adlandırılıyor, çünkü zanaatın sözlüğü o dilde.

Koleksiyonlar neden bölgesel değil

Aşağıdaki koleksiyonlar motife ve renge göre kesiliyor — buta, çələng, şəmsə ve renk terimleri al, göy, yaşıl, bənövşə, qızıl — çünkü bir kelağayı her zaman böyle tarif edildi. Bir parça, üstünde ne olduğu ve neyle boyandığıyla okunuyor; tasarımcısının hangi ülkede yaşadığıyla değil.

Yani bu bölgeden bir sanatçı birkaç koleksiyonda birden görünüyor, bir koleksiyon da birkaç bölgeden iş taşıyor. İki dizin de aynı kataloğu farklı yanlarından gösteriyor.

Nasıl yapıldı

Kelağayı dört aşamada yapılır ve sıra hiç değişmez: ipek dokunur, kalıplar oyulur, desen basılır, en sonunda kumaş boyanır. Boyama, geri kalan her şeyin hesap verdiği aşamadır. Yapıldığı atölyenin kendi adı vardır — küpxana — boyayan kişinin de: boyaqçı, geleneğin bütün sürecin etrafında döndüğünü kabul ettiği kişi.

Kalıplar sert ağaçtan oyulur, armut ya da ceviz; Basqal’da hâlâ üç yüz yıldan eski kalıplarla baskı yapan haneler var. Kalıp sıcak balmumuna batırılıp ipeğe bastırılır; balmumunun oturduğu her yere boya giremez. Sonra kumaş tekneye girer, balmumu kaynatılarak çıkarılır ve desen ikinci bir renk istiyorsa bütün dizi baştan işler. Usta baştan sona kaynar boya ve ağır kalıplarla uğraşır; zanaatın her zaman ince iş değil de bedensel iş diye anlatılmasının sebebi bu.

Boyaya yalnızca bitki, ağaç kabuğu ve çiçek girer. Altın tonlar, soğan kabuğu kadar sıradan bir şeyden gelir. Her adım elde yapıldığı için iki şal hiçbir zaman tam olarak aynı olmaz — gelenek bunu kusur değil, sürecin doğası sayar.