

Türkiye
Merhaba, ben Hafize
Kaya
Ben Tokat'tan bir yazma ustasıyım. 600 yıllık ahşap kalıp baskısı — oyulmuş ıhlamur, doğal boya, ipek. Teknik değişmedi çünkü değişmesine gerek yok.
Hafize Kaya, Osmanlı döneminde baskılı kumaşlarda kraliyet tekeline sahip olan Tokat’tan üçüncü kuşak bir yazma ustasıdır.
İnsanlar hep sorar: neden ıhlamur ağacı? Neden daha sert, daha kesin bir şey değil? Çünkü ıhlamur nefes alır. İçine kestiğinde biraz verir. Damar bazı yerlerde direnir, bazı yerlerde açılır. Bundan doğan kusur — bir çizginin kenarındaki o hafif titreme — işte bir elin imzası odur. Makineler titremez. Anneannemin kalıpları hâlâ atölyemde. Onları kullanamıyorum — çok eski, çok kırılganlar. Ama bazen onları elime alıp başparmağının ahşabı pürüzsüzleştirdiği yeri hissediyorum. Bedeni hâlâ ahşapta. Kelaghayi'yi duyduğumda hemen gidip pazardan patates aldım. Büyüklerinden. Bir akşamda Tokat beşlisi desenini dört ayrı patatese oydum — sırf mantığın ıhlamurdakiyle aynı olup olmadığını görmek için. Neredeyse aynıydı. Resist farklıydı. Boya ipekte pamuktakinden farklı davrandı. Şeki'ye gidiyorum. Narmin Hasanova'nın atölyesinde durup, o benimkini basmadan önce, bir kez kendi ellerimle Şeki ipeğine bir galib basmak istiyorum.
— Hafize Kaya, Tokat, Turkey
Motif
Tokat beşlisi — beş noktalı tahta kalıp
Tokat, Türkiye · 600 yıl · ıhlamur tahta damga
Bir iş birliği nasıl yürüyor
Buradaki her sanatçı bir desen çizdi ve Şeki’de bir usta onu kumaşa çevirdi. Bunlar iki ayrı beceri ve hiçbiri ötekinin yerine geçmiyor: çizim parçanın ne söyleyeceğini belirliyor, kalıp oyma ve boyama ise ipeğin bunu söyleyip söyleyemeyeceğini.
Sanatçılardan Azeri bezemesini taklit etmeleri istenmedi. Kendilerininki istendi — Japonya’dan shibori, Nijerya’dan adire, Rajasthan’ın kalıp baskı dağarcığı, bir Kırgız shyrdak’ının yün figürleri — ve sonra o çizimin armut ağacına oyulmaya ve sıcak balmumunun altında durmaya dayanması gerekti. Geri gelen şey ne sanatçının geleneği ne de Şeki’ninki. İkisinin arasındaki tartışma.
İmza
Her sanatçı sayfası bir imza taşıyor ve her parça, bir ev üslubuyla değil, onu çizen kişinin adıyla yayımlanıyor. Bu bilinçli. Kelağayı gelenek gereği isimsiz bir iş — Basqal’daki kalıplar onları oyan herkesin adından uzun yaşadı — ve kumaşa bir adı geri koymak, Navohi’nin geleneğin yapmadığı tek şey.
Bazı sanatçıların burada tam bir koleksiyonu var. Bazılarının hiç yapılmamış tek bir konsept parçası. İkisi de sayfada, çünkü neyin önerildiğinin kaydı, neyin var olduğunun kaydının parçası.
Deseni okumak
Süsleme, kumaşın üstüne rastgele konmuş bir bezeme değildir. Her motif bilgi taşır ve zanaatın literatürü bütün bu düzeni, işaretlerini okuyabilen için bir hayat kitabı diye adlandırır. Bordür ile merkez ayrı kalıplar alır: kenarda nar çiçeği, hilal, asma ve güneş; alanda küçük çiçekler, sikkeler, ayva çiçeği, ceylan gözü, kedi pençesi ve yaprak. Bitki motifleri gül, nergis, karanfil, gelincik, zambak ve süsene kadar uzanır; hepsi düz ve kırık çizgilerin, zikzakların, baklavaların ve yıldızların karşısına yerleştirilir.
Renk de aynı biçimde okunur. Mavi, kırmızı ve oxra altını şifa renkleridir; nazarı çevirdiklerine inanılır. Ne örtüleceğini yaş ve konum belirler: yaşlı kadına koyu, sakin tonlar ve seyrek desen; genç kadına canlı renk — ki gelenek gereği cenazede bile siyah kelağayı örtmez. Yedi renkli iş — tek kumaşta kırmızı, mavi, sarı, yeşil, beyaz, pembe ve koyu kahve — zanaatın tavanı sayılır.





