İçeriğe geç
N A V O H I

İpeğin doğduğu yer

Asya

Japonya'nın shibori çiviti ve Hindistan'ın Rajasthan blok baskıları ortak bir iplik paylaşıyor: bir şeyi yavaşça, elle yapmanın onu kalıcı kılmanın tek yolu olduğu inancı. Asya'da böyle daha pek çok inanç var. Onları bulmaya niyetliyiz.

Asya
Yuki Tanaka

Japonya

Yuki Tanaka

Yuki Tanaka, geleneksel Japon boyama tekniği shibori’de yetişmiş Kyoto merkezli bir sanatçıdır.

Sanatçıyla Tanışın →
Priya Sharma

Hindistan

Priya Sharma

Çöl şehri Jaipur’dan Priya Sharma, geleneksel blok baskı ve doğal çivit boyama ustasıdır.

Sanatçıyla Tanışın →
Yuki Tanaka

Yuki Tanaka

Yuki Tanaka, geleneksel Japon boyama tekniği shibori’de yetişmiş Kyoto merkezli bir sanatçıdır.

Profili Görüntüle →

Burada bölge ne demek

Sanatçılar ipeğin yapıldığı yere göre değil, çizimi nereden aldıklarına göre gruplanıyor. Bu sayfadaki her parça aynı yerde boyandı — Azerbaycan’ın kuzeybatısındaki Şeki — çizim hangi bölgeden çıkmış olursa olsun. Bölge, desenin kökeni; kumaşın değil.

Bütün kurgu bu ayrımın üstünde duruyor. Bir çizim yol alıyor: gönderiliyor, konuşuluyor, bir kalıba dayanacak biçimde yeniden çiziliyor, armuda ya da cevize oyuluyor, sıcak balmumuyla basılıyor ve bitkisel renkte boyanıyor. Sonunda varan şey aynı anda iki yeri taşıyor ve parça Azerice adlandırılıyor, çünkü zanaatın sözlüğü o dilde.

Koleksiyonlar neden bölgesel değil

Aşağıdaki koleksiyonlar motife ve renge göre kesiliyor — buta, çələng, şəmsə ve renk terimleri al, göy, yaşıl, bənövşə, qızıl — çünkü bir kelağayı her zaman böyle tarif edildi. Bir parça, üstünde ne olduğu ve neyle boyandığıyla okunuyor; tasarımcısının hangi ülkede yaşadığıyla değil.

Yani bu bölgeden bir sanatçı birkaç koleksiyonda birden görünüyor, bir koleksiyon da birkaç bölgeden iş taşıyor. İki dizin de aynı kataloğu farklı yanlarından gösteriyor.

Nasıl yapıldı

Kelağayı dört aşamada yapılır ve sıra hiç değişmez: ipek dokunur, kalıplar oyulur, desen basılır, en sonunda kumaş boyanır. Boyama, geri kalan her şeyin hesap verdiği aşamadır. Yapıldığı atölyenin kendi adı vardır — küpxana — boyayan kişinin de: boyaqçı, geleneğin bütün sürecin etrafında döndüğünü kabul ettiği kişi.

Kalıplar sert ağaçtan oyulur, armut ya da ceviz; Basqal’da hâlâ üç yüz yıldan eski kalıplarla baskı yapan haneler var. Kalıp sıcak balmumuna batırılıp ipeğe bastırılır; balmumunun oturduğu her yere boya giremez. Sonra kumaş tekneye girer, balmumu kaynatılarak çıkarılır ve desen ikinci bir renk istiyorsa bütün dizi baştan işler. Usta baştan sona kaynar boya ve ağır kalıplarla uğraşır; zanaatın her zaman ince iş değil de bedensel iş diye anlatılmasının sebebi bu.

Boyaya yalnızca bitki, ağaç kabuğu ve çiçek girer. Altın tonlar, soğan kabuğu kadar sıradan bir şeyden gelir. Her adım elde yapıldığı için iki şal hiçbir zaman tam olarak aynı olmaz — gelenek bunu kusur değil, sürecin doğası sayar.