N A V O H I
Safiye Gümüş Şahan

Kurucu

Safiye Gümüş Şahan

Finansçı. Tüccar. Mal ararken zanaatı bulan kadın.

Safiye Gümüş Şahan yirmi yılını finans, muhasebe ve uluslararası ticarette geçirdi — sınırlar arasında mal alıp satarak, taşıyarak. Tedarik zincirlerini, kâr marjlarını ve piyasaları anlıyordu. Bir türlü kafasından atamadığı şey ise o malların beraberinde ne taşıdığıydı.

Bir sınırı geçen her nesne bir hikâye taşır. Tedarik zincirlerinin büyük çoğunluğu o hikâyeyi silmek için tasarlanmıştır — standartlaştırmak, anonim hale getirmek, her şeyi birbirinin yerine geçer kılmak için. Safiye bunu yirmi yıl izledi. Navohi, ne yapması gerektiğine dair kararıdır.

İzmir ile İstanbul arasında yaşıyor ve sürekli seyahat ediyor — Lagos'a, Kyoto'ya, Oaxaca'ya, Tokat'a — hiçbir algoritmanın kopyalayamayacağı bir görsel dile sahip sanatçıları bulmak için. Bu dili Azerbaycan'ın Şeki'sinden gelen ipeğe taşıyor. Eseri dünya tarafından çok sık görmezden gelinen kadın sanatçı ve zanaatkârları görünür kılmaya özellikle önem veriyor.

safiye@navohi.com

Her şeyi başlatan yolculuk

İpek aramaya gitti. Daha eskisini buldu.

Safiye, yıllardır planladığı proje için doğru ipeği bulmak amacıyla ilk kez Azerbaycan'ın Şeki şehrine gitti. İpeği buldu. Ama şehrin birkaç kilometre dışındaki Kiş köyünü de buldu — Kafkasya'nın en eski Hıristiyan kilisesinin hâlâ ayakta durduğu ve Norveçli kaşif Thor Heyerdahl'ın bronz büstünün köy meydanini gözetlediği yeri. Heyerdahl, yakınlardaki Gobustan'ın petroglif oymalı kayalarına — 8.000 yıllık tekne çizimlerine — bakarak Kafkasya ile İskandinav dünyası arasındaki bağlantıyı kanıtlamaya çalışarak on yıllarca kazı yaptı. Bu inancıyla öldü. Şeki halkı onu minnetle büstüyle onurlandırdı. O büstün önünde duran Safiye, bir tekstil markası kurmadığını anladı. Her zaman birbirine bağlı olmuş ama bunu unutmuş dünyalar arasında bir köprü kurduğunu anladı.

Kiş köyü, Azerbaycan. Alban Kilisesi, MS 1. yüzyıla tarihlenen Kafkasya'nın en eski Hıristiyan yapısı kabul ediliyor.

Safiye

Kendi sözleriyle

Ticaret hayatımın yirmi yılını, dünyanın malları bir yerden başka bir yere nasıl taşıdığını öğrenerek geçirdim. Aynı yılları o malların hikâyesinin tedarik zincirinde bir yerlerde nasıl kaybolduğunu izleyerek geçirdim. Navohi, hikâyenin hayatta kaldığı bir tedarik zinciri kurma girişimim.

Şeki'nin kelaghayi ustalarının tekniklerini yazmadıklarını öğrendiğimde susamadım. Hiçbir zaman yazmamışlar. Bilgi ellerde yaşıyor, büyükanneden toruna dokunuşla aktarılıyor. Narmin Hasanova'nın bir galıbı ipeğe ilk bastığını izlediğimde, yirmi yıllık finans hayatımda neyin eksik olduğunu anladım: belgelenemeyen şeyin değerini.

Bir geleneği kurtarmaya çalışmıyorum. Geleneklerin kurtarılması gerekmez — bir izleyici kitlesi gerekir. Benim işim, her zaman hak ettiği izleyiciyi bulamayan insanlar için o kitleyi bulmak.

— Safiye Gümüş Şahan

Hands examining silk

İsim

NAVOHİ

Navohi, Farsça navâ sözcüğünden gelir — ezgi, ses, taşınan nağme. 15. yüzyıl Timurlu şairi Alişer Nevâî'nin mahlasıdır. Orta Asya'da edebiyat ve iktidarın dili Farsça iken Nevâî Çağatay Türkçesiyle yazdı — halk dilinin de saray dili kadar edebî ağırlığı kaldırabileceğini savundu. Henüz kendisini yazıya geçirmemiş bir halkın sesi oldu. Navohi marka olarak aynı seçimi yapar: vadiden gelen malzeme, hiçbir zaman yazıya geçirilmemiş teknik, büyükannesinden öğrenen sanatçı. Özele karşı genelin. Köke karşı evrenselin. Kaybolacak sesi taşıyan.

Sanatçı mısınız?

Navohi, eseri bir yere, bir geleneğe, bir malzemeye köklü sanatçıları arıyor. Görsel dili miras alınmış ve derinleştirilmiş olanlara. Bu sizseniz, Safiye'nin sizi tanımak ister.

Eserinizi Gönderin →